Değerli dostlar,
Bir fikriniz var, iş hayatında maddi getirisi olacağına inandığınız bir projeniz var.
Ve hayata geçirmek için parasal gücünüz, bilgi ve birikiminiz ve işin başarılı olabilmesi için iş gücü anlaminda yetersiz kalacağınızı düşünüyorsunuz.
Böyle bir girişimi hayata geçirmek için nelere başvururdunuz?
En yakın arkadaşınızı ararsınız,
sosyal hayatta iyi anlaştığınız bir dostunuzu,
İmkanı olan bir yakınınıza durumu açarsınız,
Muhtemelen projenin güzelliği mantıklılığı çerçevesinde çok güzel tepkiler de alırsınız.
Sonra hadi ortak bu işe girişelim dersiniz.
Dersiniz demesine de,
Olay % kaç ortak olunacak?
% kaç kâr paylaşılacak ?
kim ne kadar sermaye koyacaktan ibaret değil maalesef.
Ortaklıkta işi temsil eden insanlar olarak
İşi yaparken ki yaklaşımlar, profesyonel yapma ve yönetim kültürü,
Ve insan davranışlarını anlamak, yönetmek gibi sosyal hayatta iletişimi iyi olduğu düşünülen insanlar için bile çok da belirleyici olmayan konularda yaşanan acemilikler, dikkatsizlikler işin başarısız bir girişim olmasına sebep oluyor.
Aslında asıl problem,
Paylaşımlarda çok ince davranmayan,
harcamalarda geniş davranan ve en önemlisi birikim yapmakta başarısız insanların,
danışmakta, beraber disiplinli çalışmakta
beraber hareket etmekte sorun yaşayan insanların
iş hayatında bu hayati öğeleri yaşayamaması durumunda oluşan dengesizlikler, çatışmalar ve fikir ayrılıkları;
acımasız ve kuralları net olan iş dünyasında başarısızlıkları, maddi külfetleri yanında getirmesi, kazançtan çok zararların oluşmasına neden olmasıdır.
Peki
Duygusal olarak iyi anlaşan insanların bir araya geldiği bu organizasyonda
Maddiyatı neden bu kadar fazla konuşuyoruz?
Neden yemekte, gezilerde futbolda çok iyi anlaşan arkadaşlar, işte de aynı ahengi oluşturamıyorlar?
Çünkü,
İş hayatında başarı ancak
maddi getiriler ve zararlarla ölçülüyor, genelde.
Arkadaşlar arasında yemek için gidildiğinde gereksiz harcamalar cömertlik olarak etiketlenirken,
İş ortaklık olduğunda
Her seferinde
Fazladan verilen otopark parası, bir hep aynı restoranda yenen yemekler göze batmaya başlamaktadır. Hele ortaklardan birisi tutumlu diğeri eli açık ise savaş tamtamları duyulmaya ramak kalmıştır diyebiliriz.
Gözden kaçırılan hususlar bunlarla sınırlı olmuyor maalesef.
Bir işin başarısızlığı bir çok hayati hevesi ve enerjiyi sekteye uğratıp hayata küstürebileceği gibi,
girişimcilik denen eşsiz ve asil ruha ağır hasarlar vermesi sonucu arkada ağır bir hevessiz, umutsuz, hayat enerjisinden yoksun bir insan enkazı da bırakabilmektedir ki bir toplumda en istenmeyecek durum budur belkide.
Sonuçları bu kadar ağır bir olgu olan ortaklık hadisesini Başarısızlığa götürecek herşeyi tek tek ele alarak dile getirmek gerekir inancındayım.
Başarısız bir iş girişiminde,
Ortaklar arasında en sık yaşanan sorunlar ve yaklaşımlar ise,
maddiyata olan düşkünlük, şişkin egolar, benim dediğim olsunlar, liyakatsizlik, aynı hedefe inanmamak, koşmamak, belirlenmiş şirket kural ve stratejilerini uygulamamak,
Ortak oluşturulan sermayenin bir emanet olduğunu unutmak, gereksiz harcama yapmak, ödemeleri zamanında yapmamak suretiyle zarar ve ziyana sebebiyet gibi bir çok disiplinsiz hal sıralanabilir.
Kişinin maneviyatı güzel olabilir fakat iş hayatında işleri ağırdan almak,
Gecikmek,
Geciktirmek,
mazeret üretmek
Vaktinde yapılması gerekenlere gereken ehemmiyeti vermemek,
İş görev hiyerarşisinde yönetici kişiyi dinlememek,
Verilen talimatlari uygulamamak
Uygulanmasına engel olmak,
Belirlenen stratejiyi çalıştırmamak,
Değer vermemek,
Nezaket ve iyi geçinmeyi terk etmek,
Gibi önemsiz görünen ama bir şirketin büyüme ve gelişiminin felaketi olan hususlar zuhur ederse geriye ne dostluk ne arkadaşlık nede kardeşlik kalır.
Çokça Tecrübe edilmiş hadiseler olduğu için açık açık yazmak temayülünde bulundum.
Bu farklı bir disiplin
Düne kadar belki hiç yapmadığınız
Ama şirket birlikteliği sebebi ile yapmak zorunda kaldığınız
Hayatımızı bile şekle sokacak
Bazı önemli hasletleri sağlayacak eşsiz bir disiplin
Yaşam tarzıdir ortaklık...
Satışlar artsın hedefler tutsun, emekler zayi olmasın diye otururken masada bir patron. Aklında bir çok düşünce çakışmaya başlar. Pastadan pay vermek lazımdır elbette ama bunu dengeleri değiştirmeden nasıl yapabilir. Koşabilecek olanla sadık nöbet tutan arasında nasıl bir sistem kurmalıdır, nasıl bir uygulama yapmalıdır? Geçmişte mutlaka bazı denemeler olmuştur. Doğru kurgulanmayan sistemsel olmayan uygulamalar ya istenilen satışı getirmemiş yada bölgenin sektörün üzerinde satışlar getirerek pazarı dengeden uzaklaştırmış, yada şirket içi dengeleri altüst ettiği için huzursuzluğa sebebiyet vermiştir. Peki İdeal Prim sistemi nasıl olmalı? Çalışanları firmanın kendi hede...
Yorumlar
Yorum Gönder